1 Mayıs 2020 Cuma

Sonsuzun Bir Parçası Tolstoy- İtiraflarım


''Ben neyim sonsuzun bir parçası'' alıntısı ile başlamak istiyorum sözlerime daha doğru daha kanıtlanmış bir söz var mıdır şu yaşamımızda? Evet, her birimiz bu sonsuz yaşamın içerisinde bir sona sahibiz; misafiriz bu dünyada adeta. Peki ya şu kısacık ömrümüzün amacı nedir? Neden varız, hiç sordunuz mu kendinize?




Tolstoy hayatı boyunca bu soru ile yaşadığını söylüyor. Hatta bu soru onu daha 40'lı yaşlarında en popüler dönemlerinde dahi bunalıma sokmuştur.

Daha çocukken bu sorunun kafasında oluştuğunu dile getiriyor. Dine bağlı geleneklerle büyütülse bile hiçbir zaman mantıklı bulmadığını söylüyor. Hatta abisinin de ölümü sonrası iyice kendisini dinden uzaklaştırıyor. Eğer hakikat din olsaydı; dine gönülden bağlı olan abisi neden bu kadar erken vefat ederdi ki?

(Tolstoy kardeşler; Sergei,Nikolai,Dmitry ve Lev Tolstoy)

Bir süre yaşama inançsız devam ediyor. Tanrı'nın gözünde iyi olmayı tercih etmektense tüm insanların gözü önünde en iyisi olmak için çabalıyor. Fakat yazarlık yapmaya başladığı dönemde diğer yazarların bencil,zampara,öfkeli,intikamcı insanlardan oluştuğunu ve kendisinin de öyle olursa takdir edilesi bir insan olacağını düşündüklerini söylüyor.

Başarı elde etmek için bir süre bunu yaptığını hatta başarılı olduğunu ve yahut övüldüğünü dile getiriyor. En popüler döneminde onlardan soğuyor çünkü inandıkları bu şeyin inanç olmadığını biliyor kendini daha da kandıramıyor; maskesini çıkarıyor ve bunalıma sürükleniyor.


İntihar etmeyi bir çare olarak görüyor. Sizce İntihar zayıflığın mı bir göstergesidir, güçlülüğün ve kararlılığın mı? Beni en çok şaşırtan kendisine bu soruyu sorarken evli ve son derece popüler olmasıydı. O ise buna artık doyduğum bir noktadayım ''bundan sonra ne olacak'' sorusu ile yanıt veriyordu.

Hayatın amacını deneysel ve spekülatif(kavramsal) bilimlerde aramaya başlıyordu. Bu bilimler tek başlarına hiçbir sonuca varamadıkları gibi ancak bir arada bulunursa bir sonuca varıyordu. Belki de intihar en doğru yoldu onun için.


Bir süre din üzerine düşünmeye başlıyor. Belki de dine bakış açısı yanlıştı ya da çevresindekiler yanlış anlamlandırmıştı. Soylu kesim içine girerek onların dini yoluyla hayatın amacını bulmaya çalışıyor fakat yine bir sonuca varamıyor.

Eğitim amacıyla gittiği köyde kendi tanımıyla ''fakir,basit,eğitimsiz'' halk ile karşılaşıyor onlarla sohbet ederken bu sürekli acı içerisinde olan insanların her gece tanrıya varlıkları için şükrettiklerini görüyor. Bir süre onların arasına karışıyor. Kiliseye gidiyor,ayinlere katılıyor bir mantık aramayı bırakıyor; kendini tanrı inancı ile yaşadığı dönemde çok huzurlu hissettiğini vurguluyor.

Belki aradığı cevapları hiçbir zaman bulamıyor ama sonsuz bir yaşamın olduğuna inanmak zorunda kalıyor.
Tanrı'nın sonsuz olduğunu bu yolla kabul ediyor; bir tanrı olduğu için var olduğunu dile getiriyor...

Kimdir bu Lev Nikolayeviç Tolstoy?



 Bu yazımda sizlere Rus Edebiyatı denince hemen aklımıza gelen ilk isimlerden biri olan Lev Nikolayeviç Tolstoy'un hayatından bahsedeceğim.



Lev Nikolayeviç Tolstoy 1828 yılında Moskova’nın Tula vilayetinde hayata gözlerini açmıştır. Çok küçük bir yaşta hem annesini hem de babasını kaybetmiştir. Çocukluğunu halasının yanında geçirmiştir. 1851 yılında Rus ordusuna katılmadan önce birkaç üniversite tecrübesi edinmiştir fakat hiçbirini tamamlamamıştır. O sıralarda edebiyat ile uğraşmış ve ''Çocukluğum, İlk Gençlik ve Gençlik'' gibi eserlerini hayata kazandırmıştır.




1861 yılında yurduna dönmüştür. Eğitimle ilgilenmiştir. ''Kazaklar, Sivastopol Hikayeleri ve Savaş ve Barış'' adlı eserlerini yazmıştır.



Savaş ve Barış eseri ile büyük bir şöhrete kapılmıştır fakat ne gariptir ki kendisini büyük bir bunalım içerisinde bulmuştur.



Bunalımın etkisi eserlerine de yansımıştır.




''Anna Karenina'' bu bunalımdan etkilenmiş en önemli eseridir.



1880'den sonra Hristiyanlık anlayışını geliştirmeye başlar. '' İvan İlyiç'in ölümü, Kreutzer Sonat, Hacı Murat ve Diriliş'' bu anlayıştan nasibini alan eserleridir. 1900'lerden sonra popülerliği iyice artmıştır ve bu durum onun içerisinde olan bunalımın şiddetini daha da arttırmıştır. Hayatı boyunca ''yaşamı'' sorgulayan Tolstoy 1910 yılında herkesten ve her şeyden uzaklaşmak istemiştir fakat bu isteğini yerine getiremeden zatürre sebebiyle vefat etmiştir.


Tolstoy'un mezarı, doğduğu malikane Yasnaya Polyana'dadır.